Sütunların Islak Gizemi : Yerebatan Sarnıcı

 

Bu güzel gezi yazısı için Itır Manaz Yüncüoğlu’na teşekkürler..

Kasım 2011

30.11.2011 Çarşamba günü ikindi vakti uzun zamandır aklımda olan İstanbul tarihi yarımada gezime başlamak üzere evden çıktım. Tramvayla Sultanahmet’e vardığımda 15.30 civarıydı. Ayasofya erken kapandığı için önce oraya girdim. Daha kapıdaki yazıları okuyordum ki güvenlik görevlileriyle vatandaşların konuşmalarından Topkapı Sarayı’nda silahlı bir saldırı olduğunu öğrendim. Tüm gün hiçbir medya aracıyla ilişkimin olmamasının cezasını çekerek korku ile apar topar geri çıktım. Hevesim kursağımda kalmasın diye de daha güvenli olduğunu düşündüğüm Yerebatan Sarnıcı’nı gezmeye karar verdim.

Hemen belirteyim, Yerebatan Sarnıcı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. tarafından işletildiği için Müze Kart geçmiyor. TC vatandaşları 5 TL, yabancı turistler 10 TL ile giriyor. Haftanın her günü 09.00-17.30 arası ziyarete açık. Kapıdan girip aşağı inen basamaklara yönelince merdivenin başından gördüğüm ilk görüntüleri hemen fotoğrafladım.

mahzen

istanbul'un gezilecek tarihi yerleri

Daha ilk basamakta insan bir kez daha tarihin gizemi ve geçmiş medeniyetlerin yaşanmışlıkları karşısında afallıyor. Dışarıdan sadece küçük bir bilet gişesi görünümlü yerin altında meğer nasıl bir derinlik ve genişlik varmış. Merdivenin ortalarına geldiğimizde ise İstanbul’un en büyük sarnıcı; sütunların dizilişinin, başarılı ışıklandırmayla birleşmesi sayesinde, sanki sonsuzmuş gibi ayaklarımızın altında uzanıyor.

sütunlar

Basamakları bitirdiğimizde karşımıza çıkan küçük kulübedeki görevliler, broşürler ve 5 TL karşılığında edinebileceğiniz, mekânın tanıtımını yapan sesli rehber isimli alet konusunda yardımcı oluyorlar. Son zamanlarda birçok tarihi ve turistik yerde farklı versiyonlarına şahit olduğumuz bu sesli rehberler, aydınlatıcı bilgiler vererek gezimizi, sokakta yürümekten daha anlamlı hale geliyor. Durdurma ve tekrar başlatma özellikleri sayesinde faydalı bulduğumu belirteyim. Ancak aynı şeyi kulübenin arka tarafında yer alan cafe için söyleyemeyeceğim. Toplamda en fazla yarım saatte gezilen sarnıcın bulunduğu semtte, zaten envai çeşit cafe ve restoranın var olduğunu da göz önüne alırsak, bu işletmenin tarihi dokuyu bozduğunu ve gereksiz olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar burada yapılan konser vb etkinliklerde ihtiyaç duyulabileceği ihtimali olsa da bu durum görüşümü değiştirmiyor ve masaları boş olan cafe yi fotoğraflamadan geçiyorum.

Sesli rehberimi de aldıktan sonra başladığım gezimde karşıma ilk önce bilgilendirme tabelaları çıkıyor.

bilgilendirme tabelası

Ardından yine İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. tarafından işletilen Panorama 1453 Müzesi’nin maketi ve tanıtım broşürlerin yer aldığı standı görüyorum. Evime yakın olduğu için en kısa zamanda ziyaret edip sizlerle paylaşmaya karar veriyorum.

maket müzesi

“Madem reklam yapıyorsunuz keşke Miniatürk’ün de maketini koysaydınız, onu da siz işletiyorsunuz” diye aklımdan geçiriyordum ki, Miniatürk’ün zaten maketlerden oluştuğunu hatırlayıp kendime güldüm. Herhalde bunu başarmak için bir grup Çinli’nin günlerce uğraşması gerekir 🙂

Özellikle Sultanahmet Ramazan etkinlikleri kapsamında 1 ay boyunca meydanda yer alan ve Osmanlı dönemi kıyafetlerle çekilen nostaljik fotoğraf standından burada da görüyorum. Yerli yabancı herkesin ilgi gösterdiği, zamanında benim de heves ettiğim bu fotoğraflar gerçekten hoş bir anı oluyor. Mevcut kıyafetlerden beğendiğinizi giyip, tahta oturuyor ve bir an için Hürrem Sultan veya Muhteşem Süleyman oluveriyorsunuz 🙂

osmanlı kıyafetleri

Girizgâh kısmını geçtikten sonra nihayet sarnıcın sütunları arasına yönelip, bu karanlık ama bir o kadar da sakin ve huzur verici yeri seyre dalıyorum.

ışıklandırma

sütun

Sesli rehberim, okuduğum broşürler ve Yüce Google bilgilerini birleştirip sarnıcı her yönüyle masaya yatırma isteğindeydim. Lakin bu küçük gezi yazımın Bizans Mimarisi konulu akademik konferansa dönüşmesini istemediğim için vazgeçtim. Kendisiyle  tanışalım yeter 🙂

Tarihî Yarımada’nın ortasında bulunan Yerebatan Sarnıcı, M.S. 542 yılında Bizans İmparatoru I. Justinianus (527-565) tarafından Büyük Saray’ın su ihtiyacını karşılamak üzere yaptırılmış. İstanbul’u bilmeyenler için hemen söyleyelim; Tarihi Yarımada ya da Suriçi denilen bölge Haliç, İstanbul Boğazı ve Marmara Denizi ile çevrili olan, batıda Topkapı Surları’na kadar uzanan İstanbul şehrinin ilk kurulduğu ve geliştiği yerdir. Dolayısıyla bu bölge M.Ö. 7. yy dan bugüne başta Bizans ve Osmanlılar olmak üzere buradan gelip geçen herkese ait izler taşıyan bir tarih sahnesidir.

Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre sarnıç; yağmur suyu biriktirmeye yarayan su deposu anlamına geliyor.   Yerebatan Sarnıcı’nın İngilizce broşürlerde geçen ismi Basilica Cistern. Bazilika kelimesi Romalılar zamanında önceleri adli ve ticari işlerin yürütüldüğü zamanla kilise olarak kullanılmaya başlanmış dikdörtgen planlı yapı tipidir. Basilica Cistern tabirinin de sarnıcın yakınında bulunan Ilius Bazilikası’ndan geldiği rivayet edilir.

Yerebatan Sarnıcı 9.800 m2’lik bir alanı kapsayan ve yaklaşık 100.000 ton su kapasitesine sahip dev bir yapıdır. En büyüğü ve en tanınmış olanı Yerebatan olsa da İstanbul’da Binbirdirek, Şerefiye, Zeyrek ve benzeri birçok yer altı ve yer üstü sarnıç olduğunu öğrendim. Sarnıcın kalın duvarları ve zemini tuğladan yapılmış ve su geçirmemesi için Horasan harcı ile sıvanmış. Sarnıç Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde iki defa restore edilmiş. Cumhuriyet Dönemi’nde de 1987’de İstanbul Belediyesi tarafından temizlenerek ve bir gezi platformu yapılmak suretiyle ziyarete açılmış. 1994 Mayısı’nda yeniden büyük bir temizlik ve bakımdan geçmiş. Günümüzde müze olmanın yanı sıra, şiir dinletileri, konserler ve sema gösterileri gibi ulusal ve uluslararası çeşitli  etkinliklere ev sahipliği yapıyor.

Gezi platformundan eğilip suya baktığımda sarnıçta dolaşan devasa balıklar görünce şaşırdım. Bu balıkların koca sarnıçta sadece aydınlatma lambalarının altında toplanması da dikkatimi çekti. Görevlilerden öğrendiğim kadarıyla balıkların çoğu -ben pek benzetemesem de- aynalı sazanmış. Arada renk olsun diye atılan turuncu ve siyah küçük balıklar da var. Gün ışığı görmedikleri için ışığa geliyorlarmış. Aşırı iri aynalı sazanların yine gün ışığı görememekten kaynaklanan hormonal bir bozuklukları olduğu ve bu sebeple devasa hale geldikleri de yine görevlinin söyledikleri. Yalnız internette okuduğum bir yazıya göre de ışık görmedikleri için tatları çok kötüymüş. Demek ki biri pişirip yemiş 🙂 Boyutlarına göre çok hareketli bu tarih sever yüzücülerin hemen  fotoğrafını çekip, kameraya kaydetmek suretiyle ünlü olmalarını sağlıyorum 🙂

aynalı sazan

Balıkları seyrederken suyun içinde her şeyden medet uman yurdum insanı ile bir kısım geleneklerini sürdüren değerli  turistlerimizin attıkları bozuk paraları görüyoruz. İnternette okuduğuma göre, görevliler zaman zaman atılan paraları toplayıp sarnıç işletmesinin kasasına aktarıyormuş, doğru mu bilmem. İlk anda içimden “vay uyanıklar” desem de bunun rasyonel bir davranış olduğuna kanaat getirdim. Gerçi turistlerin bazıları ceplerinin köşesinde duran kendi memleketlerinin bozukluklarını atıyorlarsa, o zaman bu görevliler arada bir döviz bürosuna mı gidiyor acaba?

Sarnıçta toplam 336 sütun var. Bu sütunların büyük bir kısmı tek parçadan, bir kısmı da üst üste iki parçadan oluşuyor. Hemen hepsi silindir biçimli olan sütunların birkaç tanesinin köşeli ve yivli olduğu kaynaklarda geçiyor ama sanırım ben onları  görmemişim 🙂

loş ortam

karanlıkta flaş

loş ışıklar

Sarnıcı gezerken gezi platformu üzerinde yürüdüğümüz için normalde sarnıçtaki suyla bir temasımız olmuyor. Hatta ben  oradayken bir bayan suya yüzüğünü düşürdü ve uzun naylon çizmeleri giymiş temizlik görevlisi amca suya girip bir kahraman edasıyla yüzüğü buldu çıkardı. Lakin ara ara gezi platformu üzerinde ıslaklıklar ve tavandan gelen damlalara şahit oluyorum.  Görevlilerin söylediğine göre yukarıdan damlayan bu sular herkesin sandığı gibi kanalizasyon sızıntısı değil sarnıç içinden  buharlaşan suyun yoğunlaşmasıyla oluşan damlalarmış. Bu damlamaların yazın çok daha fazla olduğunu ve benim Kasım sonundaki bu gezimde su damlayan sadece birkaç yer olduğunu göz önünde bulundurursak bu açıklama mantıklı gibi geliyor. Yine de burayı gezmeye gelirken altı kaymayacak ayakkabılar giymenizi ve bayanların saç ve makyajla fazla uğraşmamalarını öneriyorum.

rutubet

Fetihten sonra yaklaşık yüzyıl süreyle sarnıcın varlığı fark edilmemiş; ancak sepet sarkıtarak balık tutan veya su çeken insanların varlığıyla keşfedilmiş. 19 km uzaklıktaki Belgrad Ormanı civarından kemerlerle suyu gelen Yerebatan Sarnıcı’nın tam planının ilk kez 1. Dünya Savaşı sırasında Alman bir arkeolog tarafından şişme bot gibi basit bir araç yardımıyla çıkarılması da okuduğum ilginç bir ayrıntı.

Sarnıcın sonlarına doğru diğer sütunlardan farklı, desenli bir sütunla karşılaşıyorum. Üzeri oyma ve kabartma halinde Tavus Gözü, Sarkık Dal ve Gözyaşı şekillerinin tekrarıyla süslenmiş olan bu sütunun ismi Gözyaşı Sütunu veya Ağlayan Sütun. Gerçekten de gerek üzerindeki gözyaşı şekli gerek diğer sütunlardan farklı olarak ıslak olması nedeniyle ağlıyormuş gibi görünen bu sütunun Büyük Bazilika’nın inşasında ölen köleler anısına olduğu rivayet edilir. Sarnıcın, Gözyaşı Sütunu arkasında kalan köşesine Dilek Havuzu adı verilmiş ve yine bir kısım madeni paralar ziyaretçiler tarafından burada da suya atılmış 🙂

ağlayan sütun

gözyaşı sütunu

gözyaşı sütunu

yerebatan sarnıcı

istanbul'da tarihi yer

Gözyaşı Sütunu’nu Selpak sponsorluğunda hıçkırıklarla geçtikten ve Cuma günü cami önünde topladıklarımı dilek havuzuna attıktan sonra yoluma devam ediyorum 🙂 Nihayet sarnıcın coğrafi olarak kuzeybatısı, gezi güzergâhı olarak da yolun sonu olan köşesine ulaşıyorum 🙂

korkutucu yer

Buradaki iki sütunu diğerlerinden farklı kılan ve Yerebatan Sarnıcı denince ilk akla gelen tarihi görsellik, kaide olarak kullanılan Medusa başlarıdır. Bu iki Medusa başı, ilk bakışta sanki sütunlar kısa gelmiş de altına destek olsun diye konmuş gibi görünse de nereden getirildikleri ve neden kondukları tam bilinmemektir. Hatta Medusa deyince sağ olsun mitoloji öyle abartmış ki, her şeyi araştırıp sizlere en doğru bilgiyi verme hevesim kırıldı. En genel haliyle Medusa Yunan Mitolojisinde yeraltı dünyasının dişi canavarı olan üç Gorgona’dan biridir. Bu üç kız kardeşten yalnızca Medusa ölümlüdür. Siyah gözleri, uzun saçları ve güzel vücudu ile övünen Medusa Zeus’un oğlu Perseus’u sevmektedir. Tanrıça Athene de Perseus’u sevdiği için Medusa’yı kıskanır ve Medusa’nın saçlarını korkunç yılanlar şekline sokar.(Medusa kuaföre gider, kuaför hayvanat bahçesine gönderir falan filan 🙂 ) Artık Medusa kime baksa, baktığı kimse taş kesilir. Perseus Medusa’nın büyülendiğini düşünerek başını keser ve kesik başı eline alarak savaşlara katılır.(Güya ölümlüydü, kafayı kestik hala taşa çeviriyor) Başı görenler taş kesilir ve Perseus savaşları kazanır (Beleşçi Perseus). Diğer bir rivayete göre ise Medusa Perseus’un kılıcında kendi yansımasını görmüş ve taş kesilmiştir (Etme-bulma dünyası). Bu mitin devamı olarak Medusa’nın kafası kılıç kabzalarına ve sütun kaidelerine ters ve yan olarak işlenmiş (düz olarak bakan kişi direk göz göze gelmesin diye) ve bu şekilde bahsi geçen yerin kötülüklerden korunacağına inanılmıştır.

yerebatan sarnıcı yerebatan sarnıcı

yerebatan sarnıcı yerebatan sarnıcı

Yazımı hazırlarken karşılaştığım hoşuma giden bir ayrıntıyı da paylaşmadan geçemeyeceğim. Ülkemizin anlatması güç güzellikleri farklı sektörlere de ilham kaynağı olmuş. Bedavadan reklam yapmış olacağım ama mesela Favori Altın’ın özel hazırladığı ve  İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Koleksiyonu seçilen koleksiyonda “Yılan Saçlı Kadın Medusa” ve “İstanbul’un Gözyaşları” isimli tasarımlar Yerebatan Sarnıcı’ndan esinlenilerek oluşturulmuş. Ayrıca Paşabahçe de “Yerebatan Sütunu” isimli ürününde Ağlayan Sütunu vazo halinde beğeniye sunmuş. Fotoğrafları izinsiz kullanamadığım için mutlaka web sayfalarından göz atın derim.

Medusa kellelerini de gördükten sonra neme lazım taş maş olurum korkusuyla hızlı adımlarla çıkışa yöneliyorum. Muhtemelen etkinlikler için kullanılan bir platform ve başta bahsettiğim cafe yi de arkamda bırakarak, insanda şarkı söyleme isteği uyandıran ve eskiden kayıkla gezildiğini duyduğum bu esrarengiz güzellikle “Yine görüşürüz!” diyerek vedalaşıyorum.

Birkaç not:

1- Vaktiniz varsa Yerebatan Sarnıcı ve diğer anahtar kelimeleri Ekşi Sözlük ve benzeri yerlerden okuyun derim. İlginç izlenimler ve yorumlarla karşılaşabilirsiniz.

2- İnternette bu tür görülesi yerlerin panoramik ve 3 boyutlu görüntülerinin yer aldığı siteler var. Yakın zamanda ziyaret etme imkânınız yoksa bu tür sanal geziler de bir nebze merakınızı giderebilir.

3- Google’a Medusa yazıp görsellere bir göz atın. Heykel ve resimlere ek olarak grafikerlerin değişik Medusa illüstrasyonları da
görmeye değer.

 

Tekrar görüşünceye dek esen kalın efendim 🙂

 

 

Son Aramalar

yerebatan sarnıcı, yerebatan sarnıcı medusa, yerebatan sarnıcındaki medusa neden ters, yerebatan sarnici gozyasi sutunu, yerebatan sarnıcı ağlayan sütun, yerebatan sarnıcı medusa neden ters, aynalı sazan, yerebatan sarnıcı tarihi, istanbulun tarihi ve turistik yerleri, yerebatan sarnıcında medusa neden ters, İstanbul tarihi yerler, medusa başı, yerebatan sarnıcı hikayesi, ağlayan sütun, tarihi sütünlar, yerebatan sarnıcı tarihçesi, gözyaşı sütunu, medusa yerebatan sarnıcı, yerebatan sarnıcı dilek havuzu, medusa heykeli neden ters, medusa neden ters, DLEK ZCANLI LNKEDN, tarihi yarımada neresidir, yerebatan sarayı, istanbul surlarına doğa olaylarının etkisi

19 Yorum “Sütunların Islak Gizemi : Yerebatan Sarnıcı

  1. NiLaGrO

    Keyifle okudum, ilk fırsatta bende gezmek istiyorum. Yazılarınızın devamını bekliyoruz Itır Hanım, ellerinize ayaklarınıza sağlık.

  2. Blnt

    En az 5 kez gezmeme rağmen hem yazı çok keyifli hem de resimler harika.Emeği geçen herkese teşekkürler..

  3. YASEMİN

    Harika bir yazı olmuş… Ben o belgesel meraklılarından olduğumdan ötürü accık yazı yataydı dedim ama gitmiş kadar da oldum, o derece yani 🙂

    Bir dahaki Sultanahmet Gezimde mutlaka uğrayacağımdır kendilerine, yazıların devamını beklemekteyiz efendim…

    Sevgiler

  4. damla

    ben bu 15 tatilde gitmeyi düşünüyorum zaten 3 saatlik yol istanbula tabi yürüyerek acayip merak ettim o balıkları artı korkuyorum 🙁

  5. Assolist

    Yazımızı okuyan ve beğenen tüm dostlara teşekkürler. Fırsat bulunca mutlaka görülmesi gereken pek çok yerden biri… Korkacak bir şey yok, korkunun da ecele faydası yok:) Balıkcıklar sevgimizi ve ilgimizi bekliyor. Medusa’ya gelince, artık kendine hayrı yok garibin, bırak bizi taş yapmayı kendisi taşa dönmüş:)

  6. Kübra

    eğer taşa ters bakarsa biri veya yan olana yan bakarsa ne olur taşa mı çevrilir peki Perseus medusa nın başını keserken ona bakmamışmı

  7. Assolist

    Değerli Kübra Hanım,

    Medusa figürleri, resimleri, heykelleri, kabartmaları, mozikleri vs vs hakkında bilinenler tamamen arkeoloji ve mitoloji kaynaklarından efsaneler üzerinden varılan sonuçlardır. Adı üstünde mitoloji olduğu için hiçbir konuda kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Yerebatan Sarnıcı’ndaki Medusa başı heykelleri yapılırken muhtemelen yan yapılmamış, buraya yan yerleştirilmiştir. Belki de efsane gerçek olur korkusuyla “Aman yan koyalım da, düz koyarsak mazallah biri göz göze gelir de taşa keser!” diye düşünülmüş olabilir. Ama olmayabilir de!…
    Diğer yandan içinde bu efsanenin de yer aldığı, 1981 yapımı Clash of the Titans filminde Perseus Medusa’yı öldürmeye gittiğinde direk göz göze gelmemek için kalkanını ayna olarak kullanıyor ve sütunların arkasına saklanıp kalkandaki yansımasından takip ederk kafayı kesiyor. hatta kafayı kestikten sonra bile yüzünde bakmamak için el yordamıyla kafayı yerden alıp dışarı çıkıyor. Bu sahneyi aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz:

    http://www.youtube.com/watch?v=8X7W-oPhY48

    1. elif eda

      ben buralara gittim ama yagmur yagımıştı medusanın oldugu oda ıslak diyip geçti rehber ve gözyaşı çesmesinede gitmedik yani hiçbiyeri gezdirmrdiler:(

  8. Selahattin SARIYER

    Eline sağlık arkadaş güzel bir anlatımın olmuş.Ben sarnıcı yeni gezdim.Sütün kaideleri niye ters diye araştırken anlatımını gördüm.teşekkürler

  9. Assolist Yazının Yazarı

    Teşekkür ederim Selahattin Bey, yazımızdan faydalanmış olmanızı umuyor, başka yazılarda görüşmek üzere bol gezmeli günler diliyorum…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir